Çiftçilik Yapmanın Gerçek Yüzü: Toprağa Dokunmanın Bedeli ve Hediyesi
Toprağa ilk dokunduğun anı unutmazsın. Avuçlarının arasından kayan o nemli, ağır toprak; sanki yılların yorgunluğunu, atalarından kalan hikâyeleri fısıldar. Çiftçilik, çoğu insanın uzaktan baktığında romantik gördüğü, güneşin altında sararmış başaklarla fotoğraf çekmekten ibaret sandığı bir iş gibi görünür. Oysa gerçek, sabahın ilk ışığından gecenin sessizliğine uzanan uzun bir bekleyiş ve emek hikâyesidir.
Ekmekle başlar her şey. Tohumu eline aldığında, aslında küçücük bir tanecikle birlikte umut da ekiyorsun toprağa. “Bu sene yağmur vaktinde yağar mı, dolu vurur mu, fiyatlar ne olur?” diye içinden geçen yüzlerce soruya rağmen, elin titremeden serpersin tohumu. Çünkü bilirsin ki, o tohum sadece seni değil, belki koca bir ailesini, kimi zaman da bir köyü doyuracak güce sahiptir. Toprakla arandaki bu güven bağı, kâğıt üzerinde yazılı hiçbir sözleşmeye benzemez.
Sonra bekleyiş başlar. Beklemek, çiftçiliğin en zor ama en öğretici yanıdır. Günlerce gökyüzünü izlersin; bulutların renginden, rüzgârın yönünden, havanın kokusundan tahminler yaparsın. Bazen yağmur tam zamanında gelir ve içini tarifsiz bir huzur kaplar. Bazen de haftalarca tek damla düşmez, çatlayan toprakla birlikte yüreğin de çatlar. Yine de sabah kalktığında tarlaya gidersin; yabani otları temizlersin, toprağı havalandırırsın, çünkü pes etmek, çiftçinin lügatında çok sık rastlanan bir kelime değildir.
Zorlukları az değil elbette. Sırtında günün sonunda biriken ağrı, güneşin bıraktığı izler, çoğu zaman karşılığını tam alamadığın emek… Piyasadaki dalgalanmalar, artan mazot ve gübre fiyatları, bir gecede dolunun ya da fırtınanın mahvedebileceği aylarca süren çaba. Bazen insan “neden yapıyorum bunu?” diye soruyor kendine. Ama sonra sabahın serinliğinde tarlaya adım attığında, toprağın kokusu ve sessizlikte duyulan kuş sesleri, içindeki o yorgun sesi biraz olsun susturuyor.
Ve bir gün, beklediğin o an gelir: Hasat zamanı. Başakların sarardığı, domateslerin kızardığı, ağaçların meyveyle dolup taştığı o günlerde, yorgunluğun yerini garip bir sevinç alır. Biçtiğin her başakta, topladığın her kasada, sadece ürün değil; aylarca süren uykusuz gecelerin, endişelerin, duaların, alın terinin karşılığını görürsün. Tarladan eve dönerken, traktörün üstünde yüzüne vuran rüzgâr bile başka eser sanki.
Çiftçilik, kusursuz bir masal değil. Kimi günler umudunu törpüleyen, kimi günler ise kalbini taşıran bir yolculuk. Ama toprağa her dokunduğunda, hayata da biraz daha sıkı sarılıyorsun. Çünkü toprak sana şunu öğretiyor: Her şey zamanında olur. Ektiğin sabır, beklediğin umut ve sonunda topladığın emek; hepsi seni sen yapan döngünün parçaları. Belki de bu yüzden, bir kere gerçekten toprağa gönül veren için, başka hiçbir iş aynı gelmiyor.

Bir yanıt yazın